25 Haziran 2022 Cumartesi

Öykü: Zaman Zamane // Yazar: Gülten Ağrıtmış // Güncel Sanat Dergisi - Yıl 13 - Mayıs Haziran - 78. Sayı - Sayfa 32








 Öykü: Zaman Zamane
Yazar: Gülten Ağrıtmış
Yayınlandığı Adres: Güncel Sanat Dergisi
Yıl: 13
Sayı: 78
Mayıs - Haziran
Sayfa: 32
 
 
Yine Güncel Sanat Dergisinde öykülerim sizlerle...@baygencguncel
Dergiye ulasmak isteyenler alanyaguncel@gmail.com adresinden ulaşabilirler ...
 
 
 
 
 
 
 
 

 

19 Mart 2022 Cumartesi

Öykü: Üç Nokta // Yazar: Gülten Ağrıtmış


 ÜÇ NOKTA

Gözlerime çatal sapladım. Dört delik açıldı. Kanlar fışkırdı, dört delikten. Artık görmüyorum. Körüm, kör. Kanlar her tarafımı sarmış. Kör gözümle bedenim kanlar içinde yüzmekte. Görmüyorum artık ne çirkeflikleri, ne yanlışlıkları, ne iğrençlikleri, ne pislikleri, ne mutsuzlukları, ne huzursuzlukları, hep beraber geçen hayatımın sahnelerinde var olup da hala varlığını sürdüren o insanların yüzlerini görmüyorum.
Beynime giriyor ellerim. Bir sinir var orada, hatırlama işlevimi sürdüren... İşte o siniri yakıyorum. Cayır, cayır. Hayrettir. Haz duyuyorum delik gözlerimden, yanmış sinirimden.
Görmeyen gözlerle kalçamı kesiyorum. Sonra göğüslerimi. Göğüslerimi kalçalarımın yerine, kalçalarımı göğüslerimin yerine takıyorum.
Oturuyorum. Değişik bir his beni alışkanlığımdan uzaklaştırıyor. Kalçamın yerinde duran göğüs uçları ezildi oturunca. Kalkınca dikleşti. Kilodumda yeni  bir çift göz gibi  kabarıklık yaptı. Sütyen takmak ise saçma sanki, gizlenecek göğüs uçlarım yok artık. Sütyeni, sadece dik dursun diye kalçalarıma, taktım yine.
Göbeğime bakıyorum. Oyarak çıkarıyorum. Saçımı derimden kazıyomm. Saçla dolu kafa derisini oyuntuya yerleştirmeden önce bağırsağımın bir kısmını dışarı sarkıtıyorum. Belki bu  da  moda olur.
Göbeği kafatasımın üzerine yerleştiriyorum. Kafatasımın bir kısmı açıkta kalıyor, karışmıyorum. Görünsün.
Kulaklarımdan birini üst dudağıma, ötekini alt dudağıma yerleştiriyorum. Üst dudağımı bir kulağımın, alt dudağımı da diğer kulağımın yerine takıyorum.
Dört delikli gözlerimden birini burun deliklerimden biriyle, diğer dört delikli gözümü de diğer burun deliğimle yer değiştiriyorum.
Yapışkanlarım, çivilerim bitmek üzere. Gidiyorum bakkala. Kulaklarımda bol bol yapışkan, lazım olur diye çivi vida istiyorum. Burun deliklerimle görmeden bakıyorum. Adamda bana bakıyor. İçimden adama “Deli mi ne?” diyorum. Elimle parayı uzatıyorum. Korkarak  uzanıyor.
Orda bayılıp kalan adamı gerimde bırakıp elimdeki poşetle evime dönüyorum. Benim olmayan evin, benim olan odasına.
Bacağımı kesip, kolumla yer değiştiriyorum. Önce birini sonra ötekini... Ayak parmaklarımla el parmaklarımı da değiştiriyorum. Kan kaybediyorum. Bedenim yaşıyor. Kimsenin anlamadığı bu ruhla, “Ben” le kaplı bu beden gerçekten özeldi. Bu dünyada böyle olabilen özel bedenlerden biriydi belki de, kimsenin algılayamadığı, tek düzeliği yıkan yok eden.
Aynaya gittim. Burun deliklerime baktım. Picasso'nun resimleri bu bedenin karmaşası karşısında sadece seyirci kalabilirdi.
Kapı çaldı. Açtım. Sevgilim. O da benim gibi özel. O da bozmuş kendini. O bana baktı ben ona. Daha vakit dolmadan o benden, ben ondan bıktım. İnsanı insana bıktıran bedeni değildi. Neydi peki? Daha dün bıkmamışken görsel yapımızdan, dün bıkmışken birbirimizden, bugün bu görsel, muhteşem yapımızdan da bıktık. Bıkmışlık içinde yeniden birbirimizden  ayrıldık.
Kapı çaldı. Bu sefer açmadım. Gelenler anahtarı ile açtılar kapıyı. Bu evin sahipleri gelen, ailem...
Çıkmadım odamdan önce. Sonra sıkıldım. Çıktım. Beni gördüler, korktular. Heyecanla bağırdılar. Bir şeyler yapmaları gerekirmiş gibi çırpındılar. Bir o yana, bir bu yana koştular. Değişik görüntüdeydi. Değişik görüntüde olunca fark ediliyordu. Görsel olmayan yanlarımla, görmeden onlara bakıyorum. Birazdan ağlıyorlar.
Şimdi sakinler.
Kulaklarımı yalayarak yemek yiyorum. Delikli gözlerimle kokluyorum. Dudaklarımla dinliyorum. Görmeyen burun deliklerimle sağa sola bakıp izliyorum her şeyi.
Akşam oluyor. Uyku vakti. Odamdayım. Kolumun üzerinde ki bacağımla beraber olan elimin parmaklarıyla bir bardak tutuyomm. Diğerleriyle yerde biriken kanların birazını bardağa koyuyorum. Ben varım. Varlığımı hissetmek için bedenimde saklı olan, hareketliliğini, sıcaklığını, değişkenliğini, kendine has rengini kendine saklayan o kanı içiyorum. İki kulağın arasında akıp gidiyor içime.
Zevk alıyorum.
Kas liflerinin hepsi, sızlayan bedenimin bir çok yeriyle yer değiştirmeye yelteniyorum. Sonra vazgeçiyorum. Kas liflerini kesip bir tarafa koyuyorum. Kemiklerimi görüyorum. Dokunuyorum kemiklerime, sertliğini hissediyorum. Görmeyen burnumla  bakıyorum bu kemiklere.
İç organlarıma sataşmıyorum. Onlar da görünmeyende. Beynimdeki düşünceler, duygular, nefret, kin, aşk, hayallerim, yıkıntılarım, birikintilerim gibi.
Yattım. Uyudum. Burun deliklerimde göz kapağı  olmadığı için  kapanmadı görünmeyen gözlerim.
Bir rüya sandım. Belki bir rüya dedim. Değilmiş.
Sabaha doğru susadım. Bir bardak su içtim. Beden zayıf düşüp bu dünyadan ayrılırken su içermiş. Benim beden de su içti.
Şimdi ölü, içinde yaşadığım beden. Çıktım içinden. Yeni bir bebek doğmuş bugün.
Yeni bir bebek doğmuş bugün, biraz önce. İçine girdim gizlice. Bekledim bedenin bir köşesinde sinsice. Neden sinsice diye hiç sormadım kendime, öylece bekledim o gizli köşede. Sakin ve suskun bir volkan gibi lazım olurum belki bir gün diye diye...


16 Nisan 1990 Pzt İstanbul


Gülten Ağrıtmış'ın Bengisu öykü kitabında yayınlanmıştır.

https://www.edebiyatla.com/oykuler/uc-nokta-280651

edebiyatla sitesinde Bu öykü, 23.03.2018 tarihinde günün yazısı seçilmiştir.



Gülten Ağrıtmış Web


5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır/
81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları yazara aittir.
  



 

24 Şubat 2022 Perşembe

Öykü: Bembeyaz Büyük Kanatları Olan Peri // Yazar: Gülten Ağrıtmış

 


 
 
Bembeyaz Büyük Kanatları Olan Peri

Bir sarmaşık misali; her gün birileri kesti sağından solundan onu az, az uzayan dalından uzanmak isterken yarına aynı kaldı boyu hatta daha da kısaldı kesile, kesile. Verdi hep, izin verdi almalarına vermeyi olması gereken sandı. Her isteyene dalından, yaprağından, suyundan, toprağından verdi.
Bir gün kısacık kaldı. Küçüldü, azaldı devam edecek gücü kalmadı.
Vazgeçmişken tekrar büyümek için dünyasına bir Peri geldi.
Koca büyük kanatları vardı uçmak için, her şeyi ona geride bıraktırıp onu da uçurmak için.
Büyük kocaman beyaz kanatları; bembeyaz tüylerle kaplıydı.
Bembeyaz kanatları olan bu perinin, güzel bir kalbi, bembeyaz teni, upuzun saçları, kocaman renkli gözleri, ince uzun elleri, zarif parmakları vardı.
Peri onun yanındaydı.
Onun sırtından da iki kanat çıksın diye elleriyle dokundu sırtına okşadı sırtını. Onu her gün görmeye geldi her gün okşadı sırtını.
Ucu gözüktü bir gün kanatlarının, perinin her gün dokunmasıyla.
Kanatları olacaktı onunda bembeyaz koskocaman, güçlü kanatları olan perisi gibi.
Saçlarını da uzatacaktı onun gibi.
El ele periyle uçabilmek için perinin kendine getirdiği peri tozlarını biriktirdi kavanozlarında.
Bembeyaz peri her gün gelip onu öpüp giderdi.
Akşam yine uğrayıp üstünü örtüp başında uyumasını beklerdi.
Azalmış gücünü, vermekten tükenmiş içini doldurmaya çalışırdı.
Olması gerekeni ve olmaması gerekeni anlatırdı ona.
Onu arayıp sorup iyi mi kötü mü bir şeye ihtiyacı var mı öğrenirdi.
Akıl danıştı bazen bembeyaz periye; tekrar doğarken bir daha azalmamak tükenmemek için.
Çok kendinden verircesine anlatırsa kendini, birine çok değer verirse, birini çok överse, o kişiye gereğinden çok değer verirse uyarırdı peri onu.
Yapma derdi hep. Yine yapma sakın bu hataları. Dur, dur derdi.
Durdururdu o da kendini. Dinlerdi periyi. Periyi dinlerdi. Peri ona çok iyi davranırdı.
Çok severse, çok verirse hep dur derdi Peri. Dur'.
Çok yemek yerse, çok dans ederse, çok gezerse, çok eşyası olursa, çok para harcarsa, peri yine 'Dur'' derdi, 'dur''. Ben yokken abartma ''dur, dur''. Ben olmasam da hep  ''Dur''. Aslında hep istediği bunlardı az, az, az olması ve sanki yüreğinden geçeni söylüyordu Peri...
Olması gerekeni yapamıyor olup şimdi yapıyor olmanın rahatlığını duyumsuyordu içinde.
''Durdur kendini'' derdi.
Kendisi hep çok, çok, çok yapmak isterdi her şeyi.
Çok sevmek çok sevilmekte isterdi.
Çok, çok, çok kelimesiyle doğmuştu.
Ne başına gelirse de iyisi de kötüsü de çok, çok, çok gelirdi.
Peri onun yanında kaldığı sürece hep onu dengeledi.
Peri onunla ilgilendi.
Her yanına geldiğinde farklı, farklı durumlara göre olması gerekeni ona anlattı.
Periyi hep dinledi. O periydi. Bembeyaz büyük kanatları olan bembeyaz teni olan kocaman gözleri upuzun saçları ince uzun elleri zarif parmakları olan bir periydi. Kalbi çok ama çok iyiydi.
Bembeyaz Peri başkalarına da yetişmesi gerekiyordu. Başkalarının da ona ihtiyacı vardı. Kendi işleri de vardı. Ona ayırdığı büyük vakitler gittikçe küçülmeye başladı. Onun büyüdüğünü gördükçe Peri rahatlayıp diğer şeylere de odaklanmaya başladı.
Daha az zaman ayırdı ona. Arada sırada öğretilerini yerine getiriyor mu diye yanına gider gelir oldu.
Peri onu çok sevse de; çok, çok, çok veremez oldu ilgisini ona.
Büyüdü artık diyordu Peri içinden. Büyüdü.
Periyi özlese de onun ilk günden bugüne söylediği az, az, az ver öğretilerini yerine getiriyordu. Dengeyi buluyordu yaşamı. Toparlanıyordu. Büyüyordu içi, yüreği yeniden. Peri onu yeniden doğmasını sağlamıştı.
Peri bir gün hiç gelmedi.
Gözlerinden yaşlar aktı.
Bekledi Periyi.
Perinin koşuşturmaktan kafası bir beyaz duman oldu. Yetişemedi ona ama biliyordu ki büyümüştü.
O uyurken bir gün geldi öptü. Hep dur dedi unutma dedi '''Dur'' kulağına eğilip fısıldadı.
Sonra uçtu gökyüzüne kocaman büyük kanatlarıyla özgürce yukarıya doğru yükseldi.
Peri dağlarına doğru uçarken dönüp durdu gökyüzünde kocaman bembeyaz kanatları bembeyaz görüntüsüyle iri güzel gözleriyle ona bakıp uzaktan o ince uzun elleri zarif parmaklarıyla el salladı. Gözlerinden akan gözyaşları gökyüzünden aşağıya doğru süzülürken dağlara doğru dönüp uçmaya devam etti.
Camda bekledi hep yine gelsin Peri diye.
Bekledi bazen ağlayıp. Onun öğretilerini yerine getirdi hep.
Uzaktaki peri dağlarının tepesinden çıkan beyaz dumanlara baktı.
Kim bilir peri belki artık beyaz bir duman olmuştu.
Kanatları büyüyordu.
Tüyleri uzuyordu.
O dağa gitmek istiyordu. Peri dağına.
Perisinin bir beyaz duman olduğunu sandığı dağa uçacaktı kanatları kocaman olduğunda.
Perisini orada bulup tekrar ona merhaba, ben tekrar bebe olsam beni tekrar büyütsen demek istiyordu.
Belki de büyüdüğü için Peri onu bırakmıştı. Öyle sanıyordu.
Belki büyümese de Perinin kafası bir beyaz duman olduğunda bir gün gidecekti.
O az, az, az vermeye devam etti.
Yine her gece Perisini hayal edip uyudu uyandı onun güzel beyaz ışıklı yüzünü, güzel gözlerini bembeyaz tüylerini güçlü büyük kanatlarını hatırladı.
Onun gücünü güçlü duruşunu onun büyük koskocaman kanatlarını görkemli güzelliğini, onun özgürlüğünü dengesini kontrollü verişlerini hatırladı.
Onu özledi ama onun gibi güçlü olmak için büyümeye devam etti. Çok, çok, çok vermeden.
Çok, çok, çok yapmadan hiçbir şeyi...
Perisi sayesinde yeniden yaşamın içindeydi.
Her gece o peri dağına baktı.
Beyaz dumanlı dağa ve ona yatmadan önce pencereden hep el salladı.

30 Ekim 2010


5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır/81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları yazara aittir.

 

https://www.youtube.com/watch?v=JY1S9ldr07E

Bu öykü, 25.08.2011 tarihinde günün yazısı seçilmiştir. (Edebiyatla Sitesi)

https://www.edebiyatla.com/oykuler/bembeyaz-buyuk-kanatlari-olan-peri-278688

 

 

Gülten Ağrıtmış Web


5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununca korunmaktadır/
81. Maddesi gereği her eserin tamamının telif hakları yazara aittir.